Konuşmaya çok ihtiyacım olduğunu fark ettim ama maalesef etrafımda aynı yaralardan muzdarip insan yok. Fakat illa bunu okuyan biri (ki maalesef okunmuyor) yaşamıştır bunları. Güzel sayılabilecek bir üniversite hayatı yaşıyorum fakat anksiyete ve çok düşünme belasından kurtulamadığım için mutsuz oluyorum. Vizelerden sonra eve gittim ve sandığımdan daha çok özlemişim ailemi, evimi, odamı, kendimi.. Ne kadar arkadaşların da olsa kendin gibi hissedemiyorsun çoğu zaman. Bir söz var tek başına olduğun halin ile yanında bir kişi bile gelse o halin arasında farklar var. Tam sözü hatırlayamadım ama bunu anlatıyordu. Sorumluluk, uyum sağlama ve güzel olan şeyleri bozma endişesi kendinin biraz daha farklı formunu ortaya koymaya itiyor insanı. Bu psikolojik olarak hem bir adaptasyon hem de savunma iç güdüsü. Her neyse evde geçirdiğim 9 gün bana o kadar iyi hissettirdi ki. 3 günümü hastanede geçirsem de (bazı kontroller için) o bile çok gü...
Bu yazıyı aslında hem kendi yaşadığım bir süreç olduğu için hem de son zamanlarda derste olsun sosyal medyada olsun çok gördüğüm için yazmak istedim. Sembolik yas, kabullenme, o kapının kapanması vs. Ne derseniz artık. Kendi sürecim, derslerde gördüklerim ve çevremdeki insanların deneyimleriyle birlikte harmanlayıp yazacağım. Öncelikle ilk darbe, ayrılık. Islak bir süreçtir, kafanızı koyduğunuz yastık ıslanır en başta. Özellikle sizin ayrılığınız değil de karşı tarafın bırakmasıyla oluyorsa bu daha kötü. Elinden hiçbir şey gelmez. Ben ilk gün durumu kavrayamamıştım. Sabah günaydın yazmak için uzattığım el havada kalmıştı. İkinci evre, inkar ve bekleme. Bence bu iki süreç birbiriyle ilişkili. Seni sevdiğini düşünürsün, biz ayrılamayız ki dersin. Geçici bir heves değil ki bu, düzelir, gelir vs. Bir süre sonra inkar gider ama o bekleme k...
Şu sıralar benim için yazmak çok zor. Bir şeyleri kendi içimde tam olarak tanımlayamazken insan kelimelere dökemiyor tabii. En zor yaşlarımdan birini yaşadım sanırım, 21. Koskoca bir savaş alanından, yara bere içinde çıktım gibi. Ne başı ne sonu kolaydı benim için bu yılın. Ama insan sanırım en çok da böyle şeylerle büyüyor. Mesela kimseye güvenmemeyi öğretiyor hayat sana. İnsan zaten bu hayatta kalıcı değil ki, ölüyoruz. Kim kimin hayatında kalıcı olabilir ki o zaman. Ama nereden bilebilirdim ki, bana hiç öyle öğretmediler. Ben insanları yarı yolda bırakmanın kötü bir şey olduğunu bilerek büyüdüm. Ben insanlarla çok yakın olduğumda kalp bağıyla sımsıkı bağlanacağımızı düşünerek yaşadım. İlk büyüme darbemi atana bu yüzden bir zamanlar kardeşim dedim. Bu yaşımda insanların maskeleri olduğunu öğrendim mesela. İşine yaradığın sürece sana melek maskeleri takan insanlarla dolu bu...
Niye öyle diyorsunuz hamfendi. Kırıldım, gücenim :(
YanıtlaSil