Amansız bir peri masalı
Bugün hayatımdaki en önemli insanlardan birinden bahsedeceğim. Fakat ben duygularımı normal bir yazı diliyle yazmakta pek iyi değilim, belki de bu yüzden hayallerimin arasındadır yazarlık. Bu mektubu kendi tarzımda yazacağım.
Uzun yıllar önce kimsenin bilmediği bir kasabada bir peri yaşıyormuş. Peri, o kasabaya şifa getirmek için gelmiş fakat o kadar uzun zaman kalmış ki kendi kimliğini yavaş yavaş kaybetmeye başlamış. Kendisinin bir insan olduğunu düşünüyormuş. Hatta bir ailesi bile varmış. O kasabaya ilk geldiğinde tedavi etmek istediği insanlar artık onun ailesi olmuş. Annesi, babası, anneannesi ve dedesiyle yaşayan perimizin hayatına bir anda dayısı girmiş. Dayısının eşi hamileymiş. Bu bebek için çok heyecanlanmış çünkü bu koca ailede kendini hep biraz yalnız hissetmiş. Belki de bu bebek onun yalnızlığını kucaklayabilir sanmış.
Zamanı gelmiş ve bu bebek doğmuş. Fakat sandığı gibi onun yalnızlığını kucaklayabilecek kadar büyük değilmiş bebek. Hatta o kadar küçükmüş ki kendi ağırlığını bile kucaklayamıyormuş. Peri yine de umudunu yitirmemiş ve büyümesini beklemiş. Fakat tam büyüdü derken dayısı onu başka bir kasabaya götürmüş. Böylelikle perinin de tüm umudu orada son bulmuş.
Tüm bu perinin kurduğu hayallerden uzakta büyüyen insan yavrusu periyle aynı hastalığa sahipmiş. Doğduğu andan beri hep kendini yalnız hissetmiş. Fakat peri gibi hastalığının farkında değilmiş, hatta ailesi bile çocuklarının amansız bir hastalığı olduğundan haberleri yokmuş. Bu insan yavrusu zaman geçtikçe büyüyor, büyüdükçe de çoğu şeyi öğreniyormuş.
İlk öğrendiği şey ağlamak olmuş. Bu öğrendiği şeyin bazı güçleri varmış. Örneğin bir şey almak istediğinde o ağlarken bir anda önünde belirirmiş. İkinci öğrendiği şey sevinç olmuş. Almak istediği şey karşısında belirince kalbi pır pır atınca öğrenmiş bunu. Üçüncü öğrendiği şey gülmek olmuş. Kalbi pır pır ettikçe gülmüş, o güldükçe etrafındaki herkes gülmüş. Bebek gülmenin bulaşıcı bir şey olduğunu düşünmüş. İnsanları gülerken komik bulduğu için de sürekli gülermiş. Bu öğrendiği üç şeyle bebek hayatını harika bir şekilde sürdürmüş.
Günler günleri kovalamış ve bir gün annesi ve babası ona yeni bir şey öğretmiş. Kavga. Bu kavga denen şey bebeği çok korkutmuş. Çünkü annesi ve babası kavga ederken sürekli bağırıyor ya da bir şeyleri yere fırlatıyormuş. Ve bebek bu kavgadan sonra ayrılık denen, midede ekşimeye ve kalpte sıkışmaya neden olan bir şey daha öğrenmiş. Kendisini başta zehirleniyor sanan bebek aslında hayattaki en önemli şeyi yaşadığını bilmiyormuş. Mutsuzluk. İnsan yavrusu bu mutsuzluğu o kadar sevmiş ki bir daha öğrendiği şeyleri kullanma gereği duymamış. Çünkü mutsuzluk sana her şeyi yapabilme özgürlüğü sağlamış.
İnsan yavrusu yeni şeyler öğrenirken peri ise gittikçe daha da hasta oluyormuş. İnsan yavrusundan daha önceden öğrendiği mutsuzluğu yönetme yolları bile bulmuş. Hayatı döngü içinde giderken sonunda kader insan yavrusu ve periyi bir araya getirmiş. Annesi ve babası ayrılması yetmemiş gibi insan yavrusunu da perinin yanına göndermişler. Peri, insan yavrusundan nefret ediyormuş. Onun yüzünden tek umudunu da diri diri gömmek zorunda kalmıştı.
Peri ve insan yavrusu başta hiç konuşmamışlar. Daha sonra peri insan yavrusunda bir gariplik fark etmiş. Cildi diğer insanlardan daha solukmuş, gözlerinde hiç ışıltı yokmuş, sürekli uyuyor ve uyumadığı zamanlarda ise sadece uzanıyormuş. Peri fark etmeden de olsa ona şefkat hissetmeye başlamış. Başta hiç istemese de onu affettiğini kabul etmiş. İnsan yavrusuna elini uzatmış ve böylelikle insan yavrusu ilk öğrendiği şeyi hatırlamış, şefkat.
Peri, sürekli insan yavrusuyla ilgilenmiş. İnsan yavrusu periyle birlikte unuttuğu sevinç ve gülmeyi tekrar hatırlamış. Ve hayattaki ikinci önemli duygu da eklenmiş, sevgiyi de öğrenmiş insan yavrusu.
Zaman geçtikçe birbirleriyle vakit geçiren peri ve insan yavrusu kopmaya başlamış. Çünkü peri çoktan büyümüş ve yalnızlık hastalığının belirtileri başlamış. Periyi bir telaş almış. Etraftaki herkesin bir eşi varmış fakat peri kendine bir eş bulamıyormuş. Sürekli kasabada bir o yana bir bu yana bakarak kendi eşini aramaya koyulmuş. İnsan yavrusu ise perideki bu değişime akıl sır erdirememiş. Nerden bilsin ki perinin insan yavrusunun yalnızlık hastalığını iyileştirirken kendi hastalığını daha da arttırdığını?
İnsan yavrusu, periyi öyle gördükçe sürekli senin bir eşe ihtiyacın yok sen eşsiz bir varlıksın dese de peri bunu umursamıyormuş. Peri yıllarca eşini aramak için bir sürü kasaba gezmiş fakat en sonunda eli boş kendi evine dönmüş. En sonunda hastalık ikinci aşamaya atlamış. Peri, hayatı çekilemez bir yer olarak görmeye başlamış. Beyni sürekli ona ölmesi gerektiğini çünkü bu hayatın yaşamaya değmediğini söyleyip duruyormuş. Hastalığın bu kadar ilerlediğini gören insan yavrusunun gözlerinden bir sıvı süzülmeye başladı.
Peri, akan şeyin ne olduğunu anlamamış ve insan yavrusunun yüzüne dokunmuş. İnsan yavrusu hemen hatırlamış, bu ilk öğrendiği şey olan ağlamaktı. İnsan yavrusu daha fazla ağlamaya başlamış. O kadar ağlamış ki yerde gözyaşından bir birikinti oluşmuş. Bu birikintiye yaklaşıp kendine bakan peri her şeyi hatırlamış.
O bir insan değil, o bir periydi. Hatırladığı anda insan bedeni üstünden soyulmaya başlamış, güzel kanatları üstündeki irinden kurtulmuş ve özgürlüğe kavuşmuştu. İnsan yavrusu çok şaşırmış ve büyülenmişti. Peri, irininden kurtuldukça ışıldamaya güzel bedenine kavuşmaya başlamış. Peri de insan yavrusu da nasıl bunun olduğuna akıl sır erdirememişti.
İnsan yavrusu yerdeki birikintiyi tekrar görmüş ve o anda olan biteni anlamıştı. Bu birikinti hayatı boyunca öğrendiği her şeydi. Bu birikinti insanlıktı, acımasız bir aynaydı. Böylece peri de kendini bu aynadan gördüğü anda anlamıştı buraya ait olmadığını. Böylece peri amansız hastalığından kurtulmuştu. Çünkü bu hastalık insanlara özel bir hastalıktı, peri zaten eşsiz bir varlıktı.
Sevgili amansız hastalığa yakalanmış perim,
Sana Batuhan Dedde'nin yazdığı bir kaç satırı bırakmak istiyorum.
''İnsan olamazsın sen. Gözlerin gülümsüyor insanlığa aykırı bir biçimde. Tanrının yüzüne bakıp da kopya çekerek cenneti yarattığı, melekten devşirme bir varlıksın sadece en pür halinle. Şimdi kim bilir kaç felaket senaryosu intihar etti bilinmeyen şehirlerde. Kaç melek kendini astı yıldızlara seni gördükten sonra. Herhangi bir huri kibirlenebilir cennette, kızma onlara. Seni görmediler, seni bilmiyorlar, seni tanımadılar. Seni tanısalardı huriler adın ile anılırdı.'' :)
🐭
Yorumlar
Yorum Gönder