Bir önemi yok zaten

 hayat bu ya. Kavgalar vardır bir fikri söylersin eğer karşıdaki kişi de cesaret varsa o da fikrini söyler. Bu benim için böyle der... Diyebilir... Kırmadan diyebilir veya öfkeyle diyebilir. Bunlar ilişkilerin temelidir. Denir. Konuşulur. Ne demişler insanlar konuşa konuşa hayvanlar koklaşa koklaşa anlaşır. Ha tabi bir de konuşmadan anlaşma durumu var. İnsan ruhuyla, bakışla, enerjiyle... Anlaşabilmek ve anlamak. Tüm sınav böyle gibi. Bir yolculuk gibi. Doğayı anlamak, bir hayvanı anlamak, bir nesneyi anlamak, bir duyguyu anlamak, bir ruhu anlamak. Ama anlamak. Kalpten gelen o enerjinin hizmetinde bir bütün olmak. Yanlış anlamak, doğru anlamak, dolaylı anlamak. İncinmek, sevinmek, üzülmek, gülmek... Ama anlamak. Bu blogu açarken kendi günlüğüm gibiydi. Duygularımı, saçmalıklarımı, fikirlerimi, dertlerimi, önerilerimi yazmaktı hedefim. Dertlerim oldu biraz artık bu blog. Kendi sessizliğinde gömülü. Kendim gibi. Renklerim vardı yazdığım, filmlerim, kitaplarım, konuşmalarım. Kitaplarla konuşurdum. Kendimle konuşurdum. Doğayla konuşurdum. Enerjilerle konuşurdum. Saçlarımla konuşurdum. Çiçeklerimle konuşurdum. 2026'ya giriyoruz. Nerede 27 yaşım? Unuttum yazamadım. Kutlamadım da. Bir pastaya mum koyup üflemedim bile. Magnolialarım nerede? Kendimle dateler. Peki Can? Peki ya Akyaka? Peki ya örgülerim nerede? Nora gibi. Kedim ölmüş gibi. Derslerim iptal olmuş gibi. Renklerim var elimde. hala anlamak için bir umut. Uzun bir yıl aynı hikayede kalıp ama bu da değil diyen Nora gibi. Doğru gibi ama tam değil gibi. Olmalı mı ki zaten? Tam olmalı mı ki hikayeler.? Güvende ve normal şekilde mi yaşamalıyız ki? Korkuyorum. Gerçekten savunmasız hissediyorum. Korkuyorum. Öyle işte. İnsanlar kavga ederekte anlaşmaya çalışabilir. Kırıcı olarakta. Kişisel algılamamak lazım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sohbetler 8*

2024*

22.