Margarita'nın Köşesi : Yine de, geleceği değiştirmeye çalışmam. Onun şimdiki halini seviyorum.
CİĞER SÖKEN FİLMLER
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
-
Hayatımın eziyetli ve zor olmasının yanında ağlaklı filmler izleyerek kendime daha da acı çektirmeyi çok severim. Merhabalar Mazoşistler Kulübü. Hep beraber ağlamaktan Japon balığına döneceğimiz film önerileriyle karşınızdayız.👌Bir acılı Urfa dürüm...
7.Koğuştaki Mucize
Muhtemelen sümüklerinizde boğulacağınız bir film. Baba-kız bağını kalbinizde hissedecek ve benim gibi filmi muhtemelen yaşayacaksınız. Ayrıca adalete bir kez daha söveceğinize eminim. Bir baba düşünün ki kızıyla aynı yaşta. Zihinsel engelli olan Memo ve kızı Ova'nın adalet arayışını ve bulamayışını konu alıyor. Her şey Ova'nın bir çantayı istemesiyle başlıyor fakat çantayı sıkıyönetim komutanı kızı için alıyor. Memo çanta için kızı takip ederken kız uçurumdan düşüyor ve orada can veriyor. Bütün suç Memo'ya kalıyor ve hapishaneye atılıyor. Hırsını Memo'dan çıkarmak isteyen sıkıyönetim komutanı Memo'nun idam cezası almasını sağlıyor. Memo bu idam cezasından kurtulup kızına kavuşabilecek mi? Eğer merak ediyorsanız kesinlikle izleyin. :)
Bizim İçin Şampiyon
Gerçek hikayelerden alınan filmler beni çok ayrı üzerler. Özellikle bu filmin sonunda gerçek hallerinin konulması ve Halis Karataş'ın oradaki sözleri bir insan bir insanı sevişindeki o saflığın, tatlılığın sanki böyle yüreğinizin en derinlerinden doğan o kalbin sıkışma hissini en derinden hissettim. Daha önce dediğim gibi hayvanlı filmlere karşı ayrı bir hüzünle bakarım. Halis, İstanbul'a gelmiş doğulu bir jokeydir. Özdemir Atman bir gün Halis'i keşfeder ve onun için çalışmasını ister. Bold sadece Özdemir'in kızı Begüm'ün kendisine dokunmasına izin verir. Böylece Halis ve Begüm tanışmış ve konuşmaya başlamış olurlar. Begüm bu beyle yakın olmak istemez çünkü amansız bir hastalığı vardır. Kanser... Halis tabi ki de böyle şeyleri kafa takmaz. Begüm tedavi olmak istemez. Halis, Bold'la beraber ona güç ve inanç kazandırdığı bir gerçeğe dayalı filmdir. Hem aşk hem de burnunuzdan sümükler fışkırsın istiyorsanız açın ve izleyin!
Annemin Yarası
Anlatamam sadece izlenir. Birçok arkadaşıma göre sonu çok yetersiz gibi görünse de bana kalırsa başından sonuna kadar harika bir filmdi. Bu kadar uyum içinde iki başrol... Bu ikiliye eşlik eden bir oğlan... Her zaman bi çiftlik evi ya da köy evinde yaşamayı çok istiyorum. Bahçemiz olsun sadece bizim olsun istediklerimi ekelim, hayvan besleyelim, doğal olsun her şey anladınız mı ? O doğallıktan size bir tutam sundum işte. Annemin Yarası. Çekimleri, Sırbistan, Bosna Hersek, Hırvatistan ve Türkiye'de yapılmış ve bu kültür çeşitliliği filme bu bir şenlik havası katmıştır.
Borislav Miliç'in bir kadının yumurtalıklarına zorla bıraktığı spermle başlayan hikaye büyük bir trajediyle son bulur. Bu spermin adı Salih'tir. Salih yetimhanede büyür ve ailesini öğrenmek ister. Müdür annesinin adresini verir. Annesi ne yazık ki yaşadıklarından dolayı hiçbir şey hatırlamaz. Daha sonra babasını bulmaya çalışır. Borislav Miliç isimli bu şahsı ararken yolu Marija ile Borislav'ın çiftliğine düşer. Tutku, aşk, seks, mutluluk ne ararsanız var. Hayat dolu olan Marija ve ona tutku ve hayvansal bir şekilde seven Borislav. Yemede yanında yat çifti. Bu çiftlikte Salih'i sürprizler, maceralar, eğlenceler bekliyor. Yeni bir aile edinen Salih'in hikayesi...
Konuşmaya çok ihtiyacım olduğunu fark ettim ama maalesef etrafımda aynı yaralardan muzdarip insan yok. Fakat illa bunu okuyan biri (ki maalesef okunmuyor) yaşamıştır bunları. Güzel sayılabilecek bir üniversite hayatı yaşıyorum fakat anksiyete ve çok düşünme belasından kurtulamadığım için mutsuz oluyorum. Vizelerden sonra eve gittim ve sandığımdan daha çok özlemişim ailemi, evimi, odamı, kendimi.. Ne kadar arkadaşların da olsa kendin gibi hissedemiyorsun çoğu zaman. Bir söz var tek başına olduğun halin ile yanında bir kişi bile gelse o halin arasında farklar var. Tam sözü hatırlayamadım ama bunu anlatıyordu. Sorumluluk, uyum sağlama ve güzel olan şeyleri bozma endişesi kendinin biraz daha farklı formunu ortaya koymaya itiyor insanı. Bu psikolojik olarak hem bir adaptasyon hem de savunma iç güdüsü. Her neyse evde geçirdiğim 9 gün bana o kadar iyi hissettirdi ki. 3 günümü hastanede geçirsem de (bazı kontroller için) o bile çok gü...
Bu yazıyı aslında hem kendi yaşadığım bir süreç olduğu için hem de son zamanlarda derste olsun sosyal medyada olsun çok gördüğüm için yazmak istedim. Sembolik yas, kabullenme, o kapının kapanması vs. Ne derseniz artık. Kendi sürecim, derslerde gördüklerim ve çevremdeki insanların deneyimleriyle birlikte harmanlayıp yazacağım. Öncelikle ilk darbe, ayrılık. Islak bir süreçtir, kafanızı koyduğunuz yastık ıslanır en başta. Özellikle sizin ayrılığınız değil de karşı tarafın bırakmasıyla oluyorsa bu daha kötü. Elinden hiçbir şey gelmez. Ben ilk gün durumu kavrayamamıştım. Sabah günaydın yazmak için uzattığım el havada kalmıştı. İkinci evre, inkar ve bekleme. Bence bu iki süreç birbiriyle ilişkili. Seni sevdiğini düşünürsün, biz ayrılamayız ki dersin. Geçici bir heves değil ki bu, düzelir, gelir vs. Bir süre sonra inkar gider ama o bekleme k...
Şu sıralar benim için yazmak çok zor. Bir şeyleri kendi içimde tam olarak tanımlayamazken insan kelimelere dökemiyor tabii. En zor yaşlarımdan birini yaşadım sanırım, 21. Koskoca bir savaş alanından, yara bere içinde çıktım gibi. Ne başı ne sonu kolaydı benim için bu yılın. Ama insan sanırım en çok da böyle şeylerle büyüyor. Mesela kimseye güvenmemeyi öğretiyor hayat sana. İnsan zaten bu hayatta kalıcı değil ki, ölüyoruz. Kim kimin hayatında kalıcı olabilir ki o zaman. Ama nereden bilebilirdim ki, bana hiç öyle öğretmediler. Ben insanları yarı yolda bırakmanın kötü bir şey olduğunu bilerek büyüdüm. Ben insanlarla çok yakın olduğumda kalp bağıyla sımsıkı bağlanacağımızı düşünerek yaşadım. İlk büyüme darbemi atana bu yüzden bir zamanlar kardeşim dedim. Bu yaşımda insanların maskeleri olduğunu öğrendim mesela. İşine yaradığın sürece sana melek maskeleri takan insanlarla dolu bu...
Yorumlar
Yorum Gönder